|
BAĞIMLILIK-BAĞLILIK Bağlanma nedir?
Ebeveyn ve çocuk arasındaki sevgi
bağı, çocukluk dönemindeki gelişimsel yönü belirleyen en önemli temel değişkendir.
Önemli olan bu bağın, bebeklikte nasıl kurulduğu ve çocukluk döneminde nasıl
geliştiğidir. Oldukça temel bir yere sahip olan bu ilişki bağına “bağlanma” adı verilmektedir.
Bağlanma,
yakınlığı koruma gereksinimi, ayrılmaya ilişkin duyulan üzüntü, kayıplarda
duyulan keder, güvenlik gibi daha sonra oluşan duygusal bağlarda önemli bir bileşendir.
Sosyalleşmenin başarıyla gerçekleşmesi yönünden de önem taşır. Bağlanmanın oluşumu: Yeni doğan bebekler, diğer insanlardan gelen uyarıcılara tepki verebilecek donanıma sahiptirler. · Bebek yaklaşık iki haftalık iken
insan sesini diğer seslere tercih etmeye başlar. · Dört haftalık iken ise diğer seslere
oranla annesinin (bakımını üstlenen kişinin) sesini tercih etmeye başlar. · İki
aylıkken göz teması kurmaya başlar. · Üç ve dört aylıkken bu bağlanma
ilişkisi bilişsel ve duygusal dönüm noktasına ulaşır. · Bu dönemde “insan algısı” ve “zevk
duygusu” birleşerek sosyal gülümsemeyi oluşturur. · Bebeğin, ebeveynlerinin yaptıklarına
karşı gülümsemesi, bebekle kurulacak olan sağlıklı bağlanmaya ilişkin güçlü
bir garanti olarak düşünülür. · 6-9 aylık bebekler güçlü
önceliklerini ve ihtiyaçlarını annelerine (ya da bakıcılarına) göstermeye başlarlar. · Bu dönemde iki olumsuz duygu gelişir: 1. Annenin ayrılması
ile yaşanan ayrılık kaygısı 2. Bilinmeyen kişilere
karşı duyulan yabancı kaygısı · Bebeğin ihtiyaçlarına karşı
dikkatli ve uyanık olan anne bebeği ile güvenli bir bağlanma oluşturur. · Güvenli bağlanan çocuklar olumlu
kendilik değeri ve kendine güven geliştirirler. Kendi yetenekleri dahilinde başarıyla
sorunların üstesinden gelebilirler. Bağlılık nedir?
Güvenli bağlanmanın
oluşması durumunda bebek ile anne arasındaki ilişki “bağlılık” olarak nitelendirilmektedir. Bağımlılık nedir?
Bağlanmanın
oluşum sürecinde, · Anne zorlayıcı
ise, bebek annesine karşı dirençli ya da belirsiz olacaktır. · Anne mesafeli ve
öfkeli ise bebek kaçınıcı olacaktır. · Anne ihmal edici ya
da reddedici ise bebek dezorganize biçimde bağlanacaktır.
Yukarda tanımlanan
üç bağlanma örüntüsü bebeğin ihtiyaçlarının uygun biçimlerde karşılanmasından
uzak güvensiz bağlanma türleridir.
Güvensiz bağlanan
çocuklar daha “bağımlı” ilişkiler
geliştirirler. Bağımlı çocuklar ise düşük kendilik saygısı sergilerler. Çocuğumun güvenli bağlanma
geliştirmesine nasıl yardımcı olabilirim? · Bağlanmanın oluşum döneminde bebeğimin
ihtiyaçlarına karşı dikkatli ve uyanık olabilirim. · Çocuğum bağlanmanın oluşum döneminden
geçmiş ve güvensiz bağlanma geliştirmiş ise bir uzmanın yardımına
başvurabilirim. Uzman bu konuda neler yapabilir? · Anne-baba tutumlarının biçimlenmesine
ve varolan hatalı davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olabilir. · Oyun
terapisi yardımı ile çocuğun varolan güvensiz bağlanma örüntüsünün yerini
güvenli bağlanma örüntüsünün almasına yardımcı olabilir.
Kaynakça Wenar, C. (1994) Developmental Psychopathology
(Eds.). NewYork: McGraw-Hill.
BOŞALTIM SORUNLARI ENÜREZİS Enürezis nedir? · Yatağa ya da giysilere istemli ya da
istemsiz olarak yineleyen biçimde idrar kaçırma · Takvim yaşının en az beş olması · Bu durumun en az ardışık üç ay,
haftada iki kez tekrarlanması Durumuna enürezis adı verilir. Enürezisin nedenleriPsikolojik nedenler: · Tuvalet alışkanlığının eksik öğrenilmesi · Anne-babadan ayrılma · Anne-baba arasındaki uyumsuzluklar · Yeni bir kardeşin aileye katılması · Okula başlama · Erken dönemde anneden uzak kalma gibi duygusal uyaranların artması,
psikolojik stres etmenleri neden olabilmektedir. Diğer nedenler: · Mesanenin fizyolojik gelişiminde bir
sorun olması · Sfinkter kaslarda bir sorun olması · Motor-gelişimsel gecikme ya da · Basit nörolojik gecikme ENKOPREZİSEnkoprezis nedir? · İstemsiz ya da amaçlı olarak
yineleyen bir biçimde dışkının uygunsuz yerlere (örn. giysilerin ya da döşemelerin
üzerine) yapılması · Takvim yaşının en az dört olması · En az üç ay süreyle ayda en az bir
kez böyle bir olayın olması Durumuna enkoprezis adı
verilmektedir. Enkoprezisin nedenleriPsikolojik nedenler: · Tuvalet alışkanlığının eksik öğrenilmesi · Anne-babadan ayrılma · Anne-baba arasındaki uyumsuzluklar · Yeni bir kardeşin aileye katılması · Okula başlama · Erken dönemde anneden uzak kalma gibi duygusal uyaranların artması,
psikolojik stres etmenleri neden olabilmektedir. Diğer nedenler: · Bağırsak hareketleri ya da
dışkılama sırasında ağrıya neden olabilecek fizyolojik bir sorun · Dışkılama sırasındaki koordine süreçte
bir bozulma olması ENÜREZİS/ENKOPREZİS SORUNU YAŞAYAN ÇOCUĞUMA
NASIL YARDIMCI OLABİLİRİM?
· Psikolojik nedenler dışındaki
nedenlerin soruna yol açması durumunda uzman bir doktorun yardımına
başvurulmalıdır. · Eğer neden psikolojik ise; 1. Çocuğun
suçluluk ve utanç duyguları hafifletilmeli, 2. Bu
durumun başka çocuklarda da görüldüğü ve geçeceği anlatılmalı, 3. Katı,
yanlış ve ödüllendirici davranışlardan kaçınılmalı 4. Ceza
vermeden, yumuşak bir yaklaşımla çocuğun kirlenen çamaşır, çarşaf vb.
eşyalarını kendi başına değiştirmesi sağlanmalı 5. Takvim
tutma yöntemi kullanılarak çocuğun bir haftalık süreçteki durumu değerlendirilmeli
ve sonuca göre uygun ödüller verilmelidir 6. Üriner
alarm eğitimi, uyandırma eğitimi, tutma-kontrol tedavisi ve diğer davranışçı
tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulması durumunda bir uzmanın yardımına başvurulması
gerekmektedir. Kaynakça Güleç, C. Ve Köroğlu, E. (1998) Psikiyatri
Temel Kitabı (Eds.) Ankara: Hekimler Yayın Birliği. Öztürk, O.M. (1997) Ruh Sağlığı ve
Bozuklukları. Ankara: Hekimler Yayın Birliği. Wenar, C. (1994) Developmental Psychopathology
(Eds.) New York: McGraw-Hill. SINIR KOYMA VE ALTERNATİF DİSİPLİN YÖNTEMLERİ Sınır
koymak nedir?
Sınır koymak,
çocuğun kendisini emniyette hissederek hareket edebileceği alanı belirleyen yardımcı
ve yol gösterici işaretleri çocuğa sunmaktır. Çocuk
neden sınırlara ihtiyaç duyar? · Çocuk, hiç tanımadığı büyük bir dünyayı keşfe çıkmıştır, · Yön verici ipuçlarına ihtiyaç duymaktadır · Öğrenmeye açtır ve pek çok hedefi vardır · Ancak, bu iyi tanımadığı dünyada hedefini şaşırması ya
da yönünü kaybetmesi muhtemeldir · Keşif yolculuğu sırasında kendisi için tehlikeli
olabilecek alanlara da dalabilir · İşte bu noktada çocuk kendisine yön gösterecek, tehlikeli
alanlara daldığında “dur” diyecek, güvenebileceği yön göstericilere ihtiyaç
duymaktadır · Çocuğun en değerli yön göstericileri tabii ki anne-babasıdır. Anne-babalar
çocuklarına sınır koymakta neden zorlanıyorlar? · Çünkü çocuklarına hayır diyemiyorlar · Çünkü çocuklarını kendi anne-babalarından farklı
yetiştirmeye çalışıyorlar · Çünkü çocuklarını çok sınırlıyorlar · Çünkü kendilerini eğitimden uzak tutuyorlar · Çünkü çocuklarına emretmek istemiyorlar · Çünkü çocuklarını şımartıyorlar Sınırlar
nasıl konmalı? · I.
Aşama Ebeveynlerin kendilerine sormaları gereken sorular: 1.
Çocuğumu ne kadar iyi tanıyorum? 2.
Çocuğum beni kızdıran x davranışını yaparken
aklından neler geçiyor? 3.
Çocuğum bu davranışı yapınca eline neler geçiyor? 4.
Çocuğum bu davranışı yaptığında neden bu
kadar öfkeleniyorum? 5.
Kendim ve çocuğum için neler istiyorum? · II.
Aşama 1.
Anne-babanın çocuğun sınırlandırılacak davranışları
üzerinde görüş birliğine varması 2.
Çocuğu eleştirmeden ve düzeltmeden kendisi hakkında konuşmasına
fırsat verilmesi 3.
Değiştirilmesi uygun görülen davranışın değişmesi için neler
yapılabileceğinin çocukla beraber düşünülmesi ve kurallar üzerinde anlaşılması ·
III. Aşama 1.
Üzerinde anlaşılan kuralların tutarlı biçimde uygulanması 2.
Kurallar ihlal edildiğinde yaptırımların tutarlı biçimde
uygulanması Sınır koymada altın kurallar ·
Gerçekten gerekliyse ve kararlıysanız hayır deyin ·
Çocuğunuz koyduğunuz kurallara uymuyorsa nasıl bir
yaptırım uygulayacağınıza karar verin ve tutarlı olun ·
Çocuğunuza uzun nasihatlerde bulunmayın ·
Güç kavgasına girmeyin ·
Kendinize hakim olun, bağırıp çağırmayın ·
Verdiğiniz cezanın yapılan yaramazlıkla alakalı olmasına
özen gösterin. Kaynakça Gordon, T.G. (1975) Etkili Anababa Eğitimi: Aile İletişim Dili.
İstanbul: Sistem Yay. McKenzie, R. (1999) Çocuğunuza Sınır Koyma. Ankara: Hekimler Yayın
Birliği. Nitzch, C. Ve von
Schelling, C (1998) Çocuklara Sınır Koymak. İstanbul:
Hayat YAY. KORKULAR Korku, canlı
varlıkların görünen veya görünmeyen olaylar karşısında gösterdikleri en doğal
tepkidir. Aslında her korku canlıyı uyaran ve kendini savunmasını sağlayan yararlı
bir düzenektir. Kişi kaçarak, saklanarak, zorda kalınca da savaşı göze alarak
kendini korumaya çalışır. Her insan yaşamı
boyunca korku hissini zaman zaman yaşar. Çocuklar için de korku, büyüme ve gelişimlerinin
bir parçasıdır. Çoğu korku geçicidir, gelişimle ilgilidir. Çocuğun kendini tehdit
eden uyaranlara gösterdikleri normal tepkilerdir. Bu gelişimsel korkular normal hayatın
sürdürülmesini etkilemezler. Ancak anne-baba ve erişkinler bu korkuların ortaya çıkmasında
ya da artarak çocuğun yaşamını etkiler duruma gelmesinde etkili olabilirler.
Bebeklikten itibaren her yaş grubunda farklı korkular görülmesi normaldir. Bu ‘normal’
sayılan korkular çocuğun günlük yaşamını sürdürmesine engel olmadığı sürece
doğal karşılanmalıdır. Genellikle yeni olan
ve bilinmeyen her şey ürküntü verir. Çocuğun güçsüzlüğü ve bilmediklerinin
çokluğu düşünülürse, özellikle ilk yıllarda korkuların bolluğu anlaşılır.
Çocuk çevresini tanıdıkça, beden gücü, bilişsel kapasitesi geliştikçe korkularını
bir bir yener. Bir bebek için her şey korkutucudur; gürültü, alışılmamış bir
nesne, yabancı bir yüz. Bir bakıma kişi çevresinden ve içinden gelen korkuları yene
yene olgunlaşır. Ayrıca korku deneyimlerinin, günlük stresle başa çıkma konusunda
etkili olduğu da bilinmektedir. OKUL
ÖNCESİ ÇOCUKLARDA KORKULAR ( 2-6 YAŞ) Çocukların
korkuya yatkınlığı kişiden kişiye belirgin biçimde değişir.Bazı çocukların
korkuya, korkmaya daha yatkın oldukları ve bu duruma daha duyarlı oldukları gözlenmiştir.
Çocuk küçük yaşlardan itibaren korkuyla tanışır.Korkunun gelişimi çocuğun
gelişimi ve büyümesiyle birlikte şekillenir.Zaman içinde değişim gösterir.Her
dönemin, yaşın kendine özgü korkuları vardır. Okul öncesi
çocuğun yaşamış olduğu belli başlı korkular: -Karanlıktan
korkma -Doğaüstü
Varlıklardan Korkma -Yetişkinlerin
Kullandığı Bazı Sözlerden Korkma -
Anne- Babadan Ayrılmaktan Korkma -Hayvanlardan
Korkma -Yaralanmaktan
Korkma -Felaketlerden
Korkma -Yeni
Yerlerden Korkma -Banyodan
Korkma -Cezalandırılmaktan
Korkma Karanlık korkusu
bebeklikten itibaren en sık rastlanan korkuların başında gelir.Bu korku türü belki
de anne-babanın en sık pekiştirdikleri korkudur.Özellikle gece ışıkla uyumayı
alışkanlık haline getirmek, çocukların karanlıktan tedirgin olmalarına neden
olmaktadır.Bu tedirginlik başka korkularla birleştiğinde veya başka kaygı ya da
sorunlar eklendiğinde daha yoğun bir karanlık korkusuna dönüşebilmektedir. Diğer korku türlerinde
olduğu gibi bu korkunun gelişiminde de model alınabilmektedir. Anne-baba ya da
yakınlarından birinin karanlık korkusu yaşadığını bilen, bu korkuya tanık olan
çocuklar ister istemez karanlığın korkutucu olduğu düşüncesini geliştirmekte ve
benzer korku tepkileri vermektedirler. 3-5 yaş arasında
kendiliğinden ortaya çıkan karanlık korkusu, anne-baba tarafından
pekiştirilmediğinde ve uygun bir şekilde yaklaşıldığında yine kendiliğinden
kaybolmaktadır.Onları rahatlatmak,güven vermek ve hep yanındayız mesajını vermek büyük
önem taşımaktadır. * Çocuk yatma zamanı gelince
bazen yatağına gitmek istemez, anneyle yatmak isteyebilir.Ya da gece sıklıkla kalkıp
anne-baba odasına gidip aralarında yatar.Bu durum; korku,çocuğun psikolojik
gelişiminin yeterli olmaması (temel güven duygusu eksikliği) anne-babanın büyük
kavgalarından kaynaklı olabilir.Böyle bir durumda çocuğun gerçek ihtiyacının ne
olduğu iyi saptanmalı, gerçek bir korku mu, gelişim dönemiyle ilgili bir davranış
mı yoksa anne-baba yatağına dönmek için kullanılan bir bahane mi olduğunun iyi
ayırt edilmesi gerekir. *2-3 yaş çocukları yüksek sesten,
elektrik süpürgesi sesinden,gök gürültüsünden ürkerler.3-4 yaşlarında bunlara
karanlık, dilenci, hırsız,öcü korkuları eklenir. Çocuklar deneyimlerinin az, düşünme yeteneklerinin sınırlı
olması nedeniyle gördüklerini ve duyduklarını gerçekçi olarak değerlendiremezler.Benzeterek,
gördüklerini çarpıtarak,abartarak,süsleyerek, korkulu sonuçlar çıkarırlar.Çocukluk
çağının bu özellikleri göz önüne alınırsa, çocukları korkak yetiştirmenin
çok kolay olduğu sonucu ortaya çıkar. *Anne-babalar ve çocuğun yakın çevresi korkuyu
disiplin aracı olarak sık sık kullanarak,
onları korkutarak kontrol altında tutmaya çalışırlar.Ama bu korkular çoğu zaman
devam eder,çocuğun ve ailenin yaşantısını olumsuz yönde etkilemeye başlar.Gece tek
başına tuvalete gitmekten, evin hemen karşısındaki bakkaldan ekmek almaktan
çekinirler.Biraz büyüyünce korkuyorum demeyi kendisine yakıştırmayan çocuk başka bahaneler öne sürer. Buna aileyi hatta
kendilerini bile inandırabilirler.Ama tüm bunların temelinde anne-babanın, çocuğun
masum dünyasına risklerini düşünmeden soktukları,gerçek olmayan düşünce ve
korkular yatar. *Çocuklar için düşünülebilecek
en büyük korku anne-babadan ayrı düşmek, ortada kalma korkusudur.Her tehlikede
sığındığı anne-babanın kendisini bırakıp gitmesi olasılığı,çocuğu tedirgin
eder,güvenini sarsar.Anaokulundan dönüşte anneyi bulamamak çocuk için katlanılması
güç bir şeydir. Dört yaşında doruğa
varan korkularda yavaş yavaş azalma görülür.Korkular daha somutlaşır; köpekten,düşüp
yaralanmaktan,bir yerin çizilmesinden,kesilip kanamasından korkarlar.Altı yaşında
korkularda yeni bir artma gözlenir:Hayalet,cadı,hortlak korkusu alevlenir.Kimi zaman ‘
karyolanın altında biri var’ diyerek kendi odalarında yatmaktan çekinebilirler.İzledikleri
filmlerin etkisinde kalabilirler.Bu yaşlardan sonra genellikle korkularda yatışma olur
ama eski korkuların arada bir depreşmesi ya da yenilerinin ortaya çıkması
olağandır. YAYGIN
ANNE BABA TUTUMLARI Kimi evde çocuk
korkutulmadığı halde ürkektir, korkaktır.Anneler çocuklarını hiç korkutmadan eğittiklerini
övünçle söylerler.Ancak yapılan görüşme sonucunda annenin birçok korkulara sahip
olduğu gözlenir.Doğal olarak çocuk da model alarak annenin korkaklığını ve
ürkekliğini sergiler. Yaygın olarak kullanılan
anne-baba tutumlarından biri de çocuğu kontrol için başvurulan sindirme yöntemidir.”Beni
üzersen hastalanıp ölürüm, annesiz kalırsın.” veya benzeri sözlerle çocuk
suçlanmakta,sindirilmekte ve anne kendini acındırmaktadır. Çocuk içten içe tedirgin
olur, annenin her hastalanışında yanına koşar, sorular sorar.Ancak çocuk tedirgin de
olsa suçluluk da duysa uzun süreli uslu kalmaz.Suçluluk duygusunun etkisiyle kendine
ceza getirebilecek durumlar yaratır.Cezasını çekerek suçluluk yükünden
kurtulur.Usluluğu bir sonraki yaramazlığa kadar sürer. Korkutma yönteminin
hiç kullanılmadığı evlerde sıklıkla görülen bir başka durum koruyucu ve
kollayıcı anne-baba tutumlarıdır.Bu tutumla yetişen çocuğa ‘Aman düşersin,çocuklara
yaklaşma döverler.Sen karşıya geçemezsin,ben geçireyim’ diyerek çevrenin
tehlikelerle dolu bir yer olduğu inancı aşılanır.Çocuk adım atsa yanında birileri
yardıma hazırdır.Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış çocuk,neyin tehlikeli neyin
tehlikesiz olduğunu öğrenmeye fırsat bulamaz, her şeyden korkar,ürker olur. Çocuklarda
görülen kimi korkulardan dolayı anne-baba sorumlu tutulamaz.Aile ve anababanın elinde
olmayan çeşitli nedenler çocukta korku başlatabilir ya da olağan sayılan korkuların
artmasına, uzamasına neden olabilir.Kaza geçirmek,evin soyulması,deprem,yangın,ev
dışında korkutulmak v.b. Ancak unutmamak gerekir ki korkak yetiştirilmiş ya da çok
kollanmış çocukların bu durumlarda örselenmesi daha kolaydır ve izleri kolay
silinmez. Çocuğun yaşamış olduğu korkuyu atlatabilmesinde olumlu anne-baba
tutumları büyük önem taşımaktadır. KORKUYLA
MÜCADELEDE NELER YAPILABİLİR? *Korkunun
çocuğun gelişim dönemiyle ilgili olup olmadığını öğrenin. *Korkunun
belli bir olaydan sonra mı ve bu olayla bağlantılı olarak mı ortaya çıktığını
saptayın. *Korkuların
bazı zamanlarda ya da durumlarda artıp artmadığını gözlemleyin. *Korkularından
dolayı onu aşağılamayın,yargılamayın,sert tepkilerden kaçının,alay etmeyin. *Korkunun nedenlerini araştırın; ev içinde korkutucu unsur olup olmadığına bakın.Çocuk oyun ve arkadaştan yoksunsa bunlara olanak tanıyın. *Aşırı
kollayıcı tutumları gevşetin. *Korkusuyla
ilgili olarak onu zorlamayın, aşamalı olarak baş etmesi konusunda yardımcı olun,
korkularını bastırmaya bir korkuyu başka bir korkuyla değiştirmeye çalışmayın. *Korktuğu şeyle ilgili onu bilgilendirin,birlikte yazılar okuyun,uzmanları dinlemesini sağlayın. *Çocuğunuzla
iletişiminizi arttırın, duygularınızı anlatmanız için ortam hazırlayın. *Onunla
oyun oynayın,resim yapmasını sağlayın. *Uyku
öncesinde daha fazla vakit geçirin,onu rahatlatacak şeyler konuşun, hoş hikayeler
anlatın.
KABUSLAR Çocukta
gündüz yaşanan heyecanlı olayların uykuya yansıması sıklıkla görülür.Uykuda
sayıklamayan,ara sıra korkulu düş görmeyen çocuk yok gibidir.Korkulu düşten sonra
anne-baba yatağına sığınan çocuk da çoktur.Bir süre sonra bunu alışkanlık
haline getirebilirler.Sık görülen korkulu düşler, çocuktaki sıkıntı ve
tedirginlik belirtisidirler.Kimi korkulu düşler kabus denen ürkütücü biçime
girerler.Çocuk böyle bir düşten sonra sıçrayarak uyanır ve yatıştırılınca
uykuya yeniden dalar.Bu tür kabuslar da yıldan yıla azalarak ergenlik çağında son
bulur. ÇOKLU
ZEKA KURAMI
“
Dik Bıyıklı Kedi” Sevgili Utku çizdiği
kedinin bıyığını dik yapmıştı. Ama öğretmeni onu hemen uyardı ve “ kedinin
bıyıkları yana doğru olur yavrum, yanlış çizmişsin” dedi. Öğretmen görevini
yapmış ve öğrencisinin büyük bir yanlışa düşmesini önlemişti! Yukarıdaki
anekdot, birçoğumuzun yaptığı gibi, çocuklarımızın yaratıcılığını
desteklemek bir yana kösteklemekle ilgili sergilediğimiz davranışlardan biri
yalnızca. Belki de farkında olmadan yaptığımız uyarı ve davranışlar, çocuğun
yaratıcılığını ortaya koymasına, kendini geliştirme ve gerçekleştirmesine engel
olmaktadır. Zeka ve yaratıcılık
kalıtsaldır. Ancak çevre her ikisinde de özellikle yaratıcılıkta büyük önem taşır.
Zeka birçok yeteneğin karışımından, yaratıcılık ise, daha çok bir yeteneğin
gelişmesinden meydana gelir. Yaratıcılığın eğitimle yükselmesi daha kolaydır.
Zekada farklı yetenek alanları ortaya çıkarken, yaratıcılıkta akıcılık, esneklik
ve orjinallik önem kazanır. Zekanın gerçekte
ne olduğu konusunda yüzyıllardır tartışmalar süregelmiştir. Beynin keşfi sürdükçe
elbette zekadan anladığımız şeyler de değişecektir. Zekanın çok çeşitli
tanımları yapılmıştır, bunlardan bazıları: “ Yeni durumlara uyabilme,yeni çözümler
bulabilme becerisi.” “ Nesneler,sayılar,düşünceler,olaylar
arasında bağlantı kurabilme.” “ Kavrama,hüküm verme,akıl yürütme
gibi karmaşık üst düzey işlemleri yapabilme.” Gardner;
zekanın tek tip olduğu, doğuştan sabit bir düzeyde gelip hep aynı kaldığı ve
objektif bir şekilde ölçülebileceği tezini savunan geleneksel anlayışı
eleştirerek,tek tip bir zeka olmadığını,IQ ve zeka testlerinin sadece sözel ve mantıksal
yetenekleri ölçtüğünü, oysa bireylerde birbirinden farklı sekiz yetenek alanı
olduğunu ileri sürmüştür. Gardner bu yetenek alanlarını “zeka alanları” olarak
adlandırmış ve zekayı, insandaki beyin ve zihin sistemlerinin birbirleriyle
etkileşimi sonucu ortaya çıkan çok yönlü bir olgu olarak tanımlamıştır. 1- Sözel-
Dilsel Zeka: Konuşma ve yazma dilinde kelimeleri etkili ve akıllıca kullanma
kapasitesi, yeteneğidir.(Gazeteci,Yazar,Avukat, Edebiyatçı,Öğretmen) 2- Mantıksal-
Matematiksel Zeka: Sayıları akıllıca kullanabilme ve sebep-sonuç ilişkisi kurabilme
yeteneğidir. (Bilim Adamları,Matematikçi,İstatistikçi,Bilgisayar Proğramcısı,Yargıç) 3- Görsel- Uzamsal Zeka: Etrafındaki objeleri,
hayalinde canlandırabilme ve görebilme yeteneğidir.( Ressam,Mimar,Dekoratör,Mühendis,Heykeltraş) 4- Müziksel – Ritmik Zeka: Seslere duyarlılık gösterme,
kendini müzikle ifade edebilme yeteneğidir.(Müzisyenler,Besteci,Söz Yazarı,Müzik
Aleti Yapımcısı) 5- Bedensel- Kinestetik Zeka: Kendini ifade etmede
bedenini kullanma (dans,mimik,pandomim) kapasitesi ve kişinin ellerini bir şeyler
yaratmakta (heykel,seramik)kullanma yeteneğidir.( Dansçılar,Atletler,Cerrah,Sihirbaz) 6- Doğa Zekası: Bu zeka türü çevredeki doğal dünyayı
algılama, beğenme ve anlamayla doğrudan ilgilidir.( Ziraat Mühendisi,Zoolog,Çiçekçi,Peyzaj
Mimarı) 7- Kişilerarası Zeka: Başkalarının ruh
hallerini,hislerini,duygularını,mizaçlarını anlama yeteneğidir.( Öğretmen,İş
adamı,Sosyolog,Psikolojik Danışman,Organizatör) 8- İçsel
Zeka: Kendini yönlendirebilme, idare edebilme ve tanıma
kapasitesidir.(Psikolog,Araştırmacı,Felsefeci,Sanatçı,İlahiyatçı) ÇOKLU
ZEKA KURAMI İLE İLGİLİ ÖNEMLİ NOTLAR ·
Çoklu
zeka kuramı, bireylerin neler yapabildiğinden çok neler yapabileceklerini sorgular. ·
Çocuklar
her dönemde aynı şekilde öğrenmezler.Sözel-dilsel zeka anaokulundan üçüncü sınıfa
kadar öğrenmede güçlü olan ve ön plana çıkan bir alandır. Daha sonra bu alanın
kullanımı azalır. Görsel ve bedensel zeka anaokulu öncesi ve ilköğretim birinci
kademe boyunca etkindir. ·
Okul
başarısı zeka göstergesi değildir. ·
Her
insan kendi zekasını arttırma ve geliştirme yeteneğine sahiptir. ·
Her
insan çeşitli zeka alanlarının tümüne sahiptir. ·
Çocuklar
sadece sayı sayarken değil,arkadaş edinirken ya da resim çizerken de zekalarını
kullanırlar. Bir futbolcu koşarken,topu yakalarken bedensel zekayı; sahayı tanırken görsel
zekayı; oyunun kurallarını öğrenirken sözel zekayı; topa vuruş açısını
kestirirken matematiksel zekayı; kendini değerlendirirken içsel zekayı
kullanmaktadır. ·
İnsanlar
bütün zeka alanlarına sahip olarak doğarlar. Ancak farklı zeka alanları gelişmiş
halde okula gelirler. Çünkü her birinin yetiştiği çevre,çevrenin önem verdiği
alan farklı farklıdır. ·
Kişisel
alt yapı,kalıtım,kültür,inançlar zekanın gelişimi üzerinde etkiye sahiptir. ZEKA
ALANLARININ GELİŞİMİ İÇİN ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞILMALI ? Birçok
aile, çocuğun zeka düzeyi konusunda oldukça meraklıdır. Elbette yüksek bir zeka
düzeyiyle şaşırmak isterler. Çocuğun normal zekaya sahip olması ise genellikle şükredilecek
bir durum değildir. IQ olarak çocuğun zeka düzeyini belirlemek, bir çocuk için
düzeyi yüksek de olsa düşük de olsa sorun teşkil eder. Yüksek çıkan çocuktan
çevrenin beklentileri artmakta ve bu durum sık sık hatırlatılmaktadır. Düşük çıktığında
çocuktan beklentiler düşmekte, çocuğun benlik algısıyla ilgili sorunlar
yaşanmaktadır. İnsanların sahip oldukları zeka alanları yaşam boyu gelişim halindedir. Önemli olan çocuğun güçlü ve zayıf olduğu alanları görüp bunları geliştirecek uygulamalar yapılmasıdır. Çocuğun; . Bir konuda konuşma yapmasını, . Öykü ya da metin tamamlamasını, . Duruma uygun sorular sormasını, . Karşılaşılan bir soruna uygun çözümler üretmesini, . Çeşitli materyallerle el becerisine dayanan şekiller oluşturmasını, . Düşüncelerini anlatırken beden dilini kullanmasını, . Halk oyunları, jimnastik, etkinlikler sonucu kendini değerlendirmesini, . Bir müzik aletini dinlemesini, . Bir olay ya da fikir hakkında konuşmasını, . Doğa da gezi yapmasını , . Doğadaki canlılarla ilgilenmesini, . Onları taklit etmesini sağlamak, zeka alanlarının gelişimi için anne-babanın yapabileceklerinden bazılarıdır. |