BAĞIMLILIK-BAĞLILIK

 

Bağlanma nedir?

 

            Ebeveyn ve çocuk arasındaki sevgi bağı, çocukluk dönemindeki gelişimsel yönü belirleyen en önemli temel değişkendir. Önemli olan bu bağın, bebeklikte nasıl kurulduğu ve çocukluk döneminde nasıl geliştiğidir. Oldukça temel bir yere sahip olan bu ilişki bağına “bağlanma” adı verilmektedir.

            Bağlanma, yakınlığı koruma gereksinimi, ayrılmaya ilişkin duyulan üzüntü, kayıplarda duyulan keder, güvenlik gibi daha sonra oluşan duygusal bağlarda önemli bir bileşendir. Sosyalleşmenin başarıyla gerçekleşmesi yönünden de önem taşır.

 

Bağlanmanın oluşumu:

 

Yeni doğan bebekler, diğer insanlardan gelen uyarıcılara tepki verebilecek donanıma sahiptirler.

·        Bebek yaklaşık iki haftalık iken insan sesini diğer seslere tercih etmeye başlar.

·        Dört haftalık iken ise diğer seslere oranla annesinin (bakımını üstlenen kişinin) sesini tercih etmeye başlar.

·         İki aylıkken göz teması kurmaya başlar.

·        Üç ve dört aylıkken bu bağlanma ilişkisi bilişsel ve duygusal dönüm noktasına ulaşır.

·        Bu dönemde “insan algısı” ve “zevk duygusu” birleşerek sosyal gülümsemeyi oluşturur.

·        Bebeğin, ebeveynlerinin yaptıklarına karşı gülümsemesi, bebekle kurulacak olan sağlıklı bağlanmaya ilişkin güçlü bir garanti olarak düşünülür.

·        6-9 aylık bebekler güçlü önceliklerini ve ihtiyaçlarını annelerine (ya da bakıcılarına) göstermeye başlarlar.

·        Bu dönemde iki olumsuz duygu gelişir:

1.    Annenin ayrılması ile yaşanan ayrılık kaygısı

2.    Bilinmeyen kişilere karşı duyulan yabancı kaygısı

·        Bebeğin ihtiyaçlarına karşı dikkatli ve uyanık olan anne bebeği ile güvenli bir bağlanma oluşturur.

·        Güvenli bağlanan çocuklar olumlu kendilik değeri ve kendine güven geliştirirler. Kendi yetenekleri dahilinde başarıyla sorunların üstesinden gelebilirler.

 

Bağlılık nedir?

           

            Güvenli bağlanmanın oluşması durumunda bebek ile anne arasındaki ilişki “bağlılık” olarak nitelendirilmektedir.

 

Bağımlılık nedir?

 

            Bağlanmanın oluşum sürecinde,

·        Anne zorlayıcı ise, bebek annesine karşı dirençli ya da belirsiz olacaktır.

·        Anne mesafeli ve öfkeli ise bebek kaçınıcı olacaktır.

·        Anne ihmal edici ya da reddedici ise bebek dezorganize biçimde bağlanacaktır.

            Yukarda tanımlanan üç bağlanma örüntüsü bebeğin ihtiyaçlarının uygun biçimlerde karşılanmasından uzak güvensiz bağlanma türleridir.

            Güvensiz bağlanan çocuklar daha “bağımlı” ilişkiler geliştirirler. Bağımlı çocuklar ise düşük kendilik saygısı sergilerler.

 

Çocuğumun güvenli bağlanma geliştirmesine nasıl yardımcı olabilirim?

 

·        Bağlanmanın oluşum döneminde bebeğimin ihtiyaçlarına karşı dikkatli ve uyanık olabilirim.

·        Çocuğum bağlanmanın oluşum döneminden geçmiş ve güvensiz bağlanma geliştirmiş ise bir uzmanın yardımına başvurabilirim.

 

Uzman bu konuda neler yapabilir?

 

·        Anne-baba tutumlarının biçimlenmesine ve varolan hatalı davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olabilir.

·        Oyun terapisi yardımı ile çocuğun varolan güvensiz bağlanma örüntüsünün yerini güvenli bağlanma örüntüsünün almasına yardımcı olabilir.

                       

                                     

Kaynakça

 

Wenar, C. (1994) Developmental Psychopathology (Eds.). NewYork: McGraw-Hill.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BOŞALTIM SORUNLARI

 

ENÜREZİS

Enürezis nedir?

·        Yatağa ya da giysilere istemli ya da istemsiz olarak yineleyen biçimde idrar kaçırma

·        Takvim yaşının en az beş olması

·        Bu durumun en az ardışık üç ay, haftada iki kez tekrarlanması

Durumuna enürezis adı verilir.

 

Enürezisin nedenleri

Psikolojik nedenler:

·        Tuvalet alışkanlığının eksik öğrenilmesi

·        Anne-babadan ayrılma

·        Anne-baba arasındaki uyumsuzluklar

·        Yeni bir kardeşin aileye katılması

·        Okula başlama

·        Erken dönemde anneden uzak kalma

gibi duygusal uyaranların artması, psikolojik stres etmenleri neden olabilmektedir.

Diğer nedenler:

·        Mesanenin fizyolojik gelişiminde bir sorun olması

·        Sfinkter kaslarda bir sorun olması

·        Motor-gelişimsel gecikme ya da

·        Basit nörolojik gecikme

 

ENKOPREZİS

Enkoprezis nedir?

·        İstemsiz ya da amaçlı olarak yineleyen bir biçimde dışkının uygunsuz yerlere (örn. giysilerin ya da döşemelerin üzerine) yapılması

·        Takvim yaşının en az dört olması

·        En az üç ay süreyle ayda en az bir kez böyle bir olayın olması

Durumuna enkoprezis adı verilmektedir.

 

Enkoprezisin nedenleri

Psikolojik nedenler:

·        Tuvalet alışkanlığının eksik öğrenilmesi

·        Anne-babadan ayrılma

·        Anne-baba arasındaki uyumsuzluklar

·        Yeni bir kardeşin aileye katılması

·        Okula başlama

·        Erken dönemde anneden uzak kalma

gibi duygusal uyaranların artması, psikolojik stres etmenleri neden olabilmektedir.

Diğer nedenler:

·        Bağırsak hareketleri ya da dışkılama sırasında ağrıya neden olabilecek fizyolojik bir sorun

·        Dışkılama sırasındaki koordine süreçte bir bozulma olması

 

 

 

ENÜREZİS/ENKOPREZİS SORUNU YAŞAYAN ÇOCUĞUMA NASIL YARDIMCI OLABİLİRİM?

·        Psikolojik nedenler dışındaki nedenlerin soruna yol açması durumunda uzman bir doktorun yardımına başvurulmalıdır.

·        Eğer neden psikolojik ise;

1.      Çocuğun suçluluk ve utanç duyguları hafifletilmeli,

2.      Bu durumun başka çocuklarda da görüldüğü ve geçeceği anlatılmalı,

3.      Katı, yanlış ve ödüllendirici davranışlardan kaçınılmalı

4.      Ceza vermeden, yumuşak bir yaklaşımla çocuğun kirlenen çamaşır, çarşaf vb. eşyalarını kendi başına değiştirmesi sağlanmalı

5.      Takvim tutma yöntemi kullanılarak çocuğun bir haftalık süreçteki durumu değerlendirilmeli ve sonuca göre uygun ödüller verilmelidir

6.      Üriner alarm eğitimi, uyandırma eğitimi, tutma-kontrol tedavisi ve diğer davranışçı tedavi yöntemlerine ihtiyaç duyulması durumunda bir uzmanın yardımına başvurulması gerekmektedir.

 

 

Kaynakça

 

Güleç, C. Ve Köroğlu, E. (1998) Psikiyatri Temel Kitabı (Eds.) Ankara: Hekimler Yayın Birliği.

Öztürk, O.M. (1997) Ruh Sağlığı ve Bozuklukları. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.

Wenar, C. (1994) Developmental Psychopathology (Eds.) New York: McGraw-Hill.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SINIR KOYMA VE ALTERNATİF DİSİPLİN YÖNTEMLERİ

 

Sınır koymak nedir?

 

            Sınır koymak, çocuğun kendisini emniyette hissederek hareket edebileceği alanı belirleyen yardımcı ve yol gösterici işaretleri çocuğa sunmaktır.

 

Çocuk neden sınırlara ihtiyaç duyar?

 

·        Çocuk, hiç tanımadığı büyük bir dünyayı keşfe çıkmıştır, 

·        Yön verici ipuçlarına ihtiyaç duymaktadır

·        Öğrenmeye açtır ve pek çok hedefi vardır

·        Ancak, bu iyi tanımadığı dünyada hedefini şaşırması ya da yönünü kaybetmesi muhtemeldir

·        Keşif yolculuğu sırasında kendisi için tehlikeli olabilecek alanlara da dalabilir

·        İşte bu noktada çocuk kendisine yön gösterecek, tehlikeli alanlara daldığında “dur” diyecek, güvenebileceği yön göstericilere ihtiyaç duymaktadır

·        Çocuğun en değerli yön göstericileri tabii ki anne-babasıdır.

 

Anne-babalar çocuklarına sınır koymakta neden zorlanıyorlar?

 

·        Çünkü çocuklarına hayır diyemiyorlar

·        Çünkü çocuklarını kendi anne-babalarından farklı yetiştirmeye çalışıyorlar

·        Çünkü çocuklarını çok sınırlıyorlar

·        Çünkü kendilerini eğitimden uzak tutuyorlar

·        Çünkü çocuklarına emretmek istemiyorlar

·        Çünkü çocuklarını şımartıyorlar

 

Sınırlar nasıl konmalı?

 

·        I. Aşama

Ebeveynlerin kendilerine sormaları gereken sorular:

1.       Çocuğumu ne kadar iyi tanıyorum?

2.       Çocuğum beni kızdıran x davranışını yaparken aklından neler geçiyor?

3.       Çocuğum bu davranışı yapınca eline neler geçiyor?

4.       Çocuğum bu davranışı yaptığında neden bu kadar öfkeleniyorum?

5.       Kendim ve çocuğum için neler istiyorum?

·        II. Aşama

1.    Anne-babanın çocuğun sınırlandırılacak davranışları üzerinde görüş birliğine varması

2.    Çocuğu eleştirmeden ve düzeltmeden kendisi hakkında konuşmasına fırsat verilmesi

3.    Değiştirilmesi uygun görülen davranışın değişmesi için neler yapılabileceğinin çocukla beraber düşünülmesi ve kurallar üzerinde anlaşılması

·            III. Aşama

1.    Üzerinde anlaşılan kuralların tutarlı biçimde uygulanması

2.    Kurallar ihlal edildiğinde yaptırımların tutarlı biçimde uygulanması

 

 

Sınır koymada altın kurallar

 

·            Gerçekten gerekliyse ve kararlıysanız hayır deyin

·            Çocuğunuz koyduğunuz kurallara uymuyorsa nasıl bir yaptırım uygulayacağınıza karar verin ve tutarlı olun

·            Çocuğunuza uzun nasihatlerde bulunmayın

·            Güç kavgasına girmeyin

·            Kendinize hakim olun, bağırıp çağırmayın

·            Verdiğiniz cezanın yapılan yaramazlıkla alakalı olmasına özen gösterin.

 

 

Kaynakça

 

Gordon, T.G. (1975) Etkili Anababa Eğitimi: Aile İletişim Dili. İstanbul: Sistem Yay.

McKenzie, R. (1999) Çocuğunuza Sınır Koyma. Ankara: Hekimler Yayın Birliği.

Nitzch, C. Ve von Schelling, C (1998) Çocuklara Sınır Koymak. İstanbul: Hayat YAY.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KORKULAR

        Korku, canlı varlıkların görünen veya görünmeyen olaylar karşısında gösterdikleri en doğal tepkidir. Aslında her korku canlıyı uyaran ve kendini savunmasını sağlayan yararlı bir düzenektir. Kişi kaçarak, saklanarak, zorda kalınca da savaşı göze alarak kendini korumaya çalışır.

        Her insan yaşamı boyunca korku hissini zaman zaman yaşar. Çocuklar için de korku, büyüme ve gelişimlerinin bir parçasıdır. Çoğu korku geçicidir, gelişimle ilgilidir. Çocuğun kendini tehdit eden uyaranlara gösterdikleri normal tepkilerdir. Bu gelişimsel korkular normal hayatın sürdürülmesini etkilemezler. Ancak anne-baba ve erişkinler bu korkuların ortaya çıkmasında ya da artarak çocuğun yaşamını etkiler duruma gelmesinde etkili olabilirler. Bebeklikten itibaren her yaş grubunda farklı korkular görülmesi normaldir. Bu ‘normal’ sayılan korkular çocuğun günlük yaşamını sürdürmesine engel olmadığı sürece doğal karşılanmalıdır.

       Genellikle yeni olan ve bilinmeyen her şey ürküntü verir. Çocuğun güçsüzlüğü ve bilmediklerinin çokluğu düşünülürse, özellikle ilk yıllarda korkuların bolluğu anlaşılır. Çocuk çevresini tanıdıkça, beden gücü, bilişsel kapasitesi geliştikçe korkularını bir bir yener. Bir bebek için her şey korkutucudur; gürültü, alışılmamış bir nesne, yabancı bir yüz. Bir bakıma kişi çevresinden ve içinden gelen korkuları yene yene olgunlaşır. Ayrıca korku deneyimlerinin, günlük stresle başa çıkma konusunda etkili olduğu da bilinmektedir.

      

OKUL ÖNCESİ ÇOCUKLARDA KORKULAR ( 2-6 YAŞ)

         Çocukların korkuya yatkınlığı kişiden kişiye belirgin biçimde değişir.Bazı çocukların korkuya, korkmaya daha yatkın oldukları ve bu duruma daha duyarlı oldukları gözlenmiştir. Çocuk küçük yaşlardan itibaren korkuyla tanışır.Korkunun gelişimi çocuğun gelişimi ve büyümesiyle birlikte şekillenir.Zaman içinde değişim gösterir.Her dönemin, yaşın kendine özgü korkuları vardır.

        Okul öncesi çocuğun yaşamış olduğu belli başlı korkular:

-Karanlıktan korkma

-Doğaüstü Varlıklardan Korkma

-Yetişkinlerin Kullandığı Bazı Sözlerden Korkma

- Anne- Babadan Ayrılmaktan Korkma

-Hayvanlardan Korkma

-Yaralanmaktan Korkma

-Felaketlerden Korkma

-Yeni Yerlerden Korkma

-Banyodan Korkma

-Cezalandırılmaktan Korkma

 

      Karanlık korkusu bebeklikten itibaren en sık rastlanan korkuların başında gelir.Bu korku türü belki de anne-babanın en sık pekiştirdikleri korkudur.Özellikle gece ışıkla uyumayı alışkanlık haline getirmek, çocukların karanlıktan tedirgin olmalarına neden olmaktadır.Bu tedirginlik başka korkularla birleştiğinde veya başka kaygı ya da sorunlar eklendiğinde daha yoğun bir karanlık korkusuna dönüşebilmektedir.

       Diğer korku türlerinde olduğu gibi bu korkunun gelişiminde de model alınabilmektedir. Anne-baba ya da yakınlarından birinin karanlık korkusu yaşadığını bilen, bu korkuya tanık olan çocuklar ister istemez karanlığın korkutucu olduğu düşüncesini geliştirmekte ve benzer korku tepkileri vermektedirler.

      3-5 yaş arasında kendiliğinden ortaya çıkan karanlık korkusu, anne-baba tarafından pekiştirilmediğinde ve uygun bir şekilde yaklaşıldığında yine kendiliğinden kaybolmaktadır.Onları rahatlatmak,güven vermek ve hep yanındayız mesajını vermek büyük önem taşımaktadır.

 

     * Çocuk yatma zamanı gelince bazen yatağına gitmek istemez, anneyle yatmak isteyebilir.Ya da gece sıklıkla kalkıp anne-baba odasına gidip aralarında yatar.Bu durum; korku,çocuğun psikolojik gelişiminin yeterli olmaması (temel güven duygusu eksikliği) anne-babanın büyük kavgalarından kaynaklı olabilir.Böyle bir durumda çocuğun gerçek ihtiyacının ne olduğu iyi saptanmalı, gerçek bir korku mu, gelişim dönemiyle ilgili bir davranış mı yoksa anne-baba yatağına dönmek için kullanılan bir bahane mi olduğunun iyi ayırt edilmesi gerekir.

 

   *2-3 yaş çocukları yüksek sesten, elektrik süpürgesi sesinden,gök gürültüsünden ürkerler.3-4 yaşlarında bunlara karanlık, dilenci, hırsız,öcü korkuları eklenir. Çocuklar  deneyimlerinin az, düşünme yeteneklerinin sınırlı olması nedeniyle gördüklerini ve duyduklarını gerçekçi olarak değerlendiremezler.Benzeterek, gördüklerini çarpıtarak,abartarak,süsleyerek, korkulu sonuçlar çıkarırlar.Çocukluk çağının bu özellikleri göz önüne alınırsa, çocukları korkak yetiştirmenin çok kolay olduğu sonucu ortaya çıkar.

    

  *Anne-babalar ve çocuğun yakın çevresi korkuyu disiplin aracı olarak  sık sık kullanarak, onları korkutarak kontrol altında tutmaya çalışırlar.Ama bu korkular çoğu zaman devam eder,çocuğun ve ailenin yaşantısını olumsuz yönde etkilemeye başlar.Gece tek başına tuvalete gitmekten, evin hemen karşısındaki bakkaldan ekmek almaktan çekinirler.Biraz büyüyünce korkuyorum demeyi kendisine yakıştırmayan çocuk  başka bahaneler öne sürer. Buna aileyi hatta kendilerini bile inandırabilirler.Ama tüm bunların temelinde anne-babanın, çocuğun masum dünyasına risklerini düşünmeden soktukları,gerçek olmayan düşünce ve korkular yatar.

     *Çocuklar için düşünülebilecek en büyük korku anne-babadan ayrı düşmek, ortada kalma korkusudur.Her tehlikede sığındığı anne-babanın kendisini bırakıp gitmesi olasılığı,çocuğu tedirgin eder,güvenini sarsar.Anaokulundan dönüşte anneyi bulamamak çocuk için katlanılması güç bir şeydir.

      Dört yaşında doruğa varan korkularda yavaş yavaş azalma görülür.Korkular daha somutlaşır; köpekten,düşüp yaralanmaktan,bir yerin çizilmesinden,kesilip kanamasından korkarlar.Altı yaşında korkularda yeni bir artma gözlenir:Hayalet,cadı,hortlak korkusu alevlenir.Kimi zaman ‘ karyolanın altında biri var’ diyerek kendi odalarında yatmaktan çekinebilirler.İzledikleri filmlerin etkisinde kalabilirler.Bu yaşlardan sonra genellikle korkularda yatışma olur ama eski korkuların arada bir depreşmesi ya da yenilerinin ortaya çıkması olağandır.

       

YAYGIN ANNE BABA TUTUMLARI

      Kimi evde çocuk korkutulmadığı halde ürkektir, korkaktır.Anneler çocuklarını hiç korkutmadan eğittiklerini övünçle söylerler.Ancak yapılan görüşme sonucunda annenin birçok korkulara sahip olduğu gözlenir.Doğal olarak çocuk da model alarak annenin korkaklığını ve ürkekliğini sergiler.

      Yaygın olarak kullanılan anne-baba tutumlarından biri de çocuğu kontrol için başvurulan sindirme yöntemidir.”Beni üzersen hastalanıp ölürüm, annesiz kalırsın.” veya benzeri sözlerle çocuk suçlanmakta,sindirilmekte ve anne kendini acındırmaktadır. Çocuk içten içe tedirgin olur, annenin her hastalanışında yanına koşar, sorular sorar.Ancak çocuk tedirgin de olsa suçluluk da duysa uzun süreli uslu kalmaz.Suçluluk duygusunun etkisiyle kendine ceza getirebilecek durumlar yaratır.Cezasını çekerek suçluluk yükünden kurtulur.Usluluğu bir sonraki yaramazlığa kadar sürer.

       Korkutma yönteminin hiç kullanılmadığı evlerde sıklıkla görülen bir başka durum koruyucu ve kollayıcı anne-baba tutumlarıdır.Bu tutumla yetişen çocuğa ‘Aman düşersin,çocuklara yaklaşma döverler.Sen karşıya geçemezsin,ben geçireyim’ diyerek çevrenin tehlikelerle dolu bir yer olduğu inancı aşılanır.Çocuk adım atsa yanında birileri yardıma hazırdır.Özgürlüğü bu denli kısıtlanmış çocuk,neyin tehlikeli neyin tehlikesiz olduğunu öğrenmeye fırsat bulamaz, her şeyden korkar,ürker olur.

       Çocuklarda görülen kimi korkulardan dolayı anne-baba sorumlu tutulamaz.Aile ve anababanın elinde olmayan çeşitli nedenler çocukta korku başlatabilir ya da olağan sayılan korkuların artmasına, uzamasına neden olabilir.Kaza geçirmek,evin soyulması,deprem,yangın,ev dışında korkutulmak v.b. Ancak unutmamak gerekir ki korkak yetiştirilmiş ya da çok kollanmış çocukların bu durumlarda örselenmesi daha kolaydır ve izleri kolay silinmez. Çocuğun yaşamış olduğu korkuyu atlatabilmesinde olumlu anne-baba tutumları büyük önem taşımaktadır.

 

KORKUYLA MÜCADELEDE NELER YAPILABİLİR?

*Korkunun çocuğun gelişim dönemiyle ilgili olup olmadığını öğrenin.

*Korkunun belli bir olaydan sonra mı ve bu olayla bağlantılı olarak mı ortaya çıktığını saptayın.

*Korkuların bazı zamanlarda ya da durumlarda artıp artmadığını gözlemleyin.

*Korkularından dolayı onu aşağılamayın,yargılamayın,sert tepkilerden kaçının,alay etmeyin.

*Korkunun nedenlerini araştırın; ev içinde korkutucu unsur olup olmadığına bakın.Çocuk oyun ve arkadaştan yoksunsa bunlara olanak tanıyın.

*Aşırı kollayıcı tutumları gevşetin.

*Korkusuyla ilgili olarak onu zorlamayın, aşamalı olarak baş etmesi konusunda yardımcı olun, korkularını bastırmaya bir korkuyu başka bir korkuyla değiştirmeye çalışmayın.

 *Korktuğu şeyle ilgili onu bilgilendirin,birlikte yazılar okuyun,uzmanları dinlemesini sağlayın.

*Çocuğunuzla iletişiminizi arttırın, duygularınızı anlatmanız için ortam hazırlayın.

*Onunla oyun oynayın,resim yapmasını sağlayın.

*Uyku öncesinde daha fazla vakit geçirin,onu rahatlatacak şeyler konuşun, hoş hikayeler anlatın.

                                             KABUSLAR

          Çocukta gündüz yaşanan heyecanlı olayların uykuya yansıması sıklıkla görülür.Uykuda sayıklamayan,ara sıra korkulu düş görmeyen çocuk yok gibidir.Korkulu düşten sonra anne-baba yatağına sığınan çocuk da çoktur.Bir süre sonra bunu alışkanlık haline getirebilirler.Sık görülen korkulu düşler, çocuktaki sıkıntı ve tedirginlik belirtisidirler.Kimi korkulu düşler kabus denen ürkütücü biçime girerler.Çocuk böyle bir düşten sonra sıçrayarak uyanır ve yatıştırılınca uykuya yeniden dalar.Bu tür kabuslar da yıldan yıla azalarak ergenlik çağında son bulur.

 

 

 

 

ÇOKLU ZEKA KURAMI

 

                                     “ Dik Bıyıklı Kedi”

 

      Sevgili Utku çizdiği kedinin bıyığını dik yapmıştı. Ama öğretmeni onu hemen uyardı ve “ kedinin bıyıkları yana doğru olur yavrum, yanlış çizmişsin” dedi. Öğretmen görevini yapmış ve öğrencisinin büyük bir yanlışa düşmesini önlemişti!

       Yukarıdaki anekdot, birçoğumuzun yaptığı gibi, çocuklarımızın yaratıcılığını desteklemek bir yana kösteklemekle ilgili sergilediğimiz davranışlardan biri yalnızca. Belki de farkında olmadan yaptığımız uyarı ve davranışlar, çocuğun yaratıcılığını ortaya koymasına, kendini geliştirme ve gerçekleştirmesine engel olmaktadır.

        Zeka ve yaratıcılık kalıtsaldır. Ancak çevre her ikisinde de özellikle yaratıcılıkta büyük önem taşır. Zeka birçok yeteneğin karışımından, yaratıcılık ise, daha çok bir yeteneğin gelişmesinden meydana gelir. Yaratıcılığın eğitimle yükselmesi daha kolaydır. Zekada farklı yetenek alanları ortaya çıkarken, yaratıcılıkta akıcılık, esneklik ve orjinallik önem kazanır.

        Zekanın gerçekte ne olduğu konusunda yüzyıllardır tartışmalar süregelmiştir. Beynin keşfi sürdükçe elbette zekadan anladığımız şeyler de değişecektir. Zekanın çok çeşitli tanımları yapılmıştır,  bunlardan bazıları:

   “ Yeni durumlara uyabilme,yeni çözümler bulabilme becerisi.”

   “ Nesneler,sayılar,düşünceler,olaylar arasında bağlantı kurabilme.”

   “ Kavrama,hüküm verme,akıl yürütme gibi karmaşık üst düzey işlemleri yapabilme.”

          Gardner; zekanın tek tip olduğu, doğuştan sabit bir düzeyde gelip hep aynı kaldığı ve objektif bir şekilde ölçülebileceği tezini savunan geleneksel anlayışı eleştirerek,tek tip bir zeka olmadığını,IQ ve zeka testlerinin sadece sözel ve mantıksal yetenekleri ölçtüğünü, oysa bireylerde birbirinden farklı sekiz yetenek alanı olduğunu ileri sürmüştür. Gardner bu yetenek alanlarını “zeka alanları” olarak adlandırmış ve zekayı, insandaki beyin ve zihin sistemlerinin birbirleriyle etkileşimi sonucu ortaya çıkan çok yönlü bir olgu olarak tanımlamıştır.

 

1-      Sözel- Dilsel Zeka: Konuşma ve yazma dilinde kelimeleri etkili ve akıllıca kullanma kapasitesi, yeteneğidir.(Gazeteci,Yazar,Avukat, Edebiyatçı,Öğretmen)

 

2-     Mantıksal- Matematiksel Zeka: Sayıları akıllıca kullanabilme ve sebep-sonuç ilişkisi kurabilme yeteneğidir. (Bilim Adamları,Matematikçi,İstatistikçi,Bilgisayar Proğramcısı,Yargıç)

 

3-      Görsel- Uzamsal Zeka: Etrafındaki objeleri, hayalinde canlandırabilme ve görebilme yeteneğidir.( Ressam,Mimar,Dekoratör,Mühendis,Heykeltraş)

 

4-      Müziksel – Ritmik Zeka: Seslere duyarlılık gösterme, kendini müzikle ifade edebilme yeteneğidir.(Müzisyenler,Besteci,Söz Yazarı,Müzik Aleti Yapımcısı)

 

5-      Bedensel- Kinestetik Zeka: Kendini ifade etmede bedenini kullanma (dans,mimik,pandomim) kapasitesi ve kişinin ellerini bir şeyler yaratmakta (heykel,seramik)kullanma yeteneğidir.( Dansçılar,Atletler,Cerrah,Sihirbaz)

 

6-      Doğa Zekası: Bu zeka türü çevredeki doğal dünyayı algılama, beğenme ve anlamayla doğrudan ilgilidir.( Ziraat Mühendisi,Zoolog,Çiçekçi,Peyzaj Mimarı)

 

7-      Kişilerarası Zeka: Başkalarının ruh hallerini,hislerini,duygularını,mizaçlarını anlama yeteneğidir.( Öğretmen,İş adamı,Sosyolog,Psikolojik Danışman,Organizatör)

 

8-     İçsel Zeka: Kendini yönlendirebilme, idare edebilme ve tanıma kapasitesidir.(Psikolog,Araştırmacı,Felsefeci,Sanatçı,İlahiyatçı)

 

 

ÇOKLU ZEKA KURAMI İLE İLGİLİ ÖNEMLİ NOTLAR

·                       Çoklu zeka kuramı, bireylerin neler yapabildiğinden çok neler

     yapabileceklerini sorgular.

·          Çocuklar her dönemde aynı şekilde öğrenmezler.Sözel-dilsel zeka anaokulundan üçüncü sınıfa kadar öğrenmede güçlü olan ve ön plana çıkan bir alandır. Daha sonra bu alanın kullanımı azalır. Görsel ve bedensel zeka anaokulu öncesi ve ilköğretim birinci kademe boyunca etkindir.

·          Okul başarısı zeka göstergesi değildir.

·          Her insan kendi zekasını arttırma ve geliştirme yeteneğine sahiptir.

·          Her insan çeşitli zeka alanlarının tümüne sahiptir.

·          Çocuklar sadece sayı sayarken değil,arkadaş edinirken ya da resim çizerken de zekalarını kullanırlar. Bir futbolcu koşarken,topu yakalarken bedensel zekayı; sahayı tanırken görsel zekayı; oyunun kurallarını öğrenirken sözel zekayı; topa vuruş açısını kestirirken matematiksel zekayı; kendini değerlendirirken içsel zekayı kullanmaktadır.

·          İnsanlar bütün zeka alanlarına sahip olarak doğarlar. Ancak farklı zeka alanları gelişmiş halde okula gelirler. Çünkü her birinin yetiştiği çevre,çevrenin önem verdiği alan farklı farklıdır.

·          Kişisel alt yapı,kalıtım,kültür,inançlar zekanın gelişimi üzerinde etkiye sahiptir. 

 

ZEKA ALANLARININ GELİŞİMİ İÇİN ÇOCUĞA NASIL YAKLAŞILMALI ?

 

         Birçok aile, çocuğun zeka düzeyi konusunda oldukça meraklıdır. Elbette yüksek bir zeka düzeyiyle şaşırmak isterler. Çocuğun normal zekaya sahip olması ise genellikle şükredilecek bir durum değildir. IQ olarak çocuğun zeka düzeyini belirlemek, bir çocuk için düzeyi yüksek de olsa düşük de olsa sorun teşkil eder. Yüksek çıkan çocuktan çevrenin beklentileri artmakta ve bu durum sık sık hatırlatılmaktadır. Düşük çıktığında çocuktan beklentiler düşmekte, çocuğun benlik algısıyla ilgili sorunlar yaşanmaktadır.

         İnsanların sahip oldukları zeka alanları yaşam boyu gelişim halindedir. Önemli olan çocuğun güçlü ve zayıf olduğu alanları görüp bunları geliştirecek uygulamalar yapılmasıdır.

 

Çocuğun;

. Bir konuda konuşma yapmasını,

. Öykü ya da metin tamamlamasını,

. Duruma uygun sorular sormasını,

. Karşılaşılan bir soruna uygun çözümler üretmesini,

. Çeşitli materyallerle el becerisine dayanan şekiller oluşturmasını,

. Düşüncelerini anlatırken beden dilini kullanmasını,

. Halk oyunları, jimnastik, etkinlikler sonucu kendini değerlendirmesini,

. Bir müzik aletini dinlemesini,

. Bir olay ya da fikir hakkında konuşmasını,

. Doğa da gezi yapmasını ,

. Doğadaki canlılarla ilgilenmesini,

. Onları taklit etmesini sağlamak,

 

zeka alanlarının gelişimi için anne-babanın yapabileceklerinden bazılarıdır.